EĞİTİM SEN 1. GENEL MECLİS TOPLANTISI SONUÇ METNİ

 
Emperyalist-kapitalist sistemin hızla yaygınlaştığı, sermayenin sınırsız ve engelsiz azami kâr elde etmek için geliştirdiği yöntemler ve kullandığı araçların son derece çeşitli ve etkili olduğu bir dönemden geçiyoruz. Arap dünyasında peş peşe yaşanan halk ayaklanmaları ve son olarak Libya’da NATO şemsiyesi altında gerçekleştirilen emperyalist müdahaleler tüm hızıyla sürüyor. Arap dünyasında yaşanan halk ayaklanmaları sınıf eksenli bir yönelime girmediği sürece emperyalistlerin müdahalelerine açık olacaktır.
 
Kapitalizmin krizinin bir kez daha atlatıldığı yorumlarının yapıldığı bugünlerde Yunanistan ve İspanya’da yaşanan kriz ve emekçilerin sokakları doldurmalarını kapitalistler ve onun temsilcileri tarafından kaygı ve korkuyla izlemeye başlanmıştır. Söz konusu korku ve kaygıların temel nedeni Yunanistan’dan başlayan krizin Euro bölgesi’ndeki diğer ülkelere de yayılması ve oradan da tüm dünyada kapitalist ekonomileri tehdit etmeye başlamış olmasıdır. İspanya ve Portekiz ekonomileri başta olmak üzere birçok ülkeden gelen olumsuz haberler, son krizin diğer ülkelere yayılması yönündeki kaygıları daha da artırmıştır.
 
Küresel krizin atlatıldığı ve kapitalizmin dimdik ayakta olduğuna dair iddiaların yükseldiği bir dönemde Yunanistan’dan başlayan yeni kriz tehdidi kapitalist sistemdeki derin yarılamayı iyiden iyiye açığa çıkartmıştır. Yunanistan’daki krizle birlikte başta Avrupa olmak üzere emekçi direnişlerinin de yayılması, sistemin en büyük korkusu olmayı sürdürmektedir.
 
AKP hükümeti, özellikle 12 Eylül referandumundan aldığı güce dayanarak anti demokratik, baskıcı uygulamalarını geçtiğimiz dönemde sistemli olarak arttırmıştır. Özellikle genel seçim sürecinde hak arayan, eşitlik, barış ve özgürlük talep eden toplum kesimlerine karşı otoriter ve baskıcı bir yönelime girilmiştir. “12 Eylül ile hesaplaşmak” iddiası ile çıkılan yolda, bugüne kadar yaşanan anti demokratik gelişmeler, ancak darbe dönemlerinde yaşanacak baskı ve şiddet uygulamalarının gün geçtikçe arttığını göstermektedir. 
 
12 Eylül referandumu sonrası yasama, yürütme ve yargıda yaşanan değişiklikler, AKP muhaliflerine yönelik olarak başlatılan “cadı avı” ve sonrasında yaşanan gelişmeler, Türkiye’de eski statüko ve vesayet ilişkilerinin yerine AKP’nin kendi statükosunu ve tek parti vesayetini getirdiğini tüm yönleriyle göstermiştir. Toplum bir yandan bu tekçi zihniyetle şekillendirilmeye çalışılırken, muhafazakârlaşma bu dönemin temel argümanlarından biri haline gelmiş ve bu yaklaşım kadınlar üzerinden hayata geçirilmeye çalışılmıştır. Kadını birey olarak görmeyen, onu aile içindeki rolleriyle tanımlayan, kamusal yaşamdan dışlayarak eve kapatmanın önünü açan politikalar bu dönemde hız kazanmıştır.
 
AKP iktidarında hakları ve talepleri için mücadele eden işçi ve emekçiler; şiddet taciz ve tecavüze karşı alanlara çıkan kadınlar; şifresiz, sınavsız ve parasız eğitim isteyen liseli ve üniversiteli gençler; düşünce ve ifade özgürlüğünü savunanlar; “yandaş” olmayan gazeteci, yazar ve çizerler; iktidarın tüm anti demokratik tutum ve davranışlarını eleştiren herkes tehdit unsuru olarak görülmüş ve talepleri için her alana çıktığında karşısında devletin güvenlik güçlerini ve onların şiddetini görmeye başlamıştır.
 
AKP’nin anti demokratik uygulamaları, genel seçimler sürecinde iktidarın çirkin yüzünü bir kez daha göstermiştir. Seçim sürecinde yaşanan yasaklamalar ve keyfi tutuklamaların ardından, Artvin Hopa’da yapılan eylemde Eğitim Sen eski üyesi emekli öğretmen Metin Lokumcu’nun polisin biber gazlı müdahalesi sonucunda yaşamını yitirmesi, Başbakan’ın seçim meydanlarında benimsediği “şiddet ve nefret dili”nin en acı sonucu olmuştur. Olayın meydana geldiği günden itibaren Hopa’da 12 Eylül’ü aratan ev baskınları ve gözaltılar yaşanmış, Metin Lokumcu’nun ölümüne neden olanları yakalamak için en küçük bir çaba göstermeyenler, onun öldürülmesini çeşitli illerde protesto edenleri döverek gözaltına almış, işkence yapmış ve tutuklamalar gerçekleştirilmiştir.   
 
Türkiye’de şiddeti tırmandıran baskıcı uygulamalar, genel seçim sürecinde ve sonrasında siyasi iktidar tarafından bilinçli olarak tırmandırılmıştır. AKP, emek ve demokrasi karşıtı politikalara destek vermeyen herkesi susturmaya, baskı ile sindirmeye çalışmaktadır. Halen KESK’e bağlı sendikalarımızdan üye ve yönetici 10 arkadaşımızın cezaevinde olması ve son olarak Van’da şube başkanımız, yöneticilerimiz ve üyelerimize yönelik olarak gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalar, hükümetin bu konudaki tutumunun açık göstergesidir. En demokratik tepkilere bile tahammül edilmemekte, hukuk ve insan hakları ayaklar altına alınmaktadır. İşkence ve kötü muamelenin seçim sürecinde ve sonrasında sokaklara kadar inmiş olması, tamamen siyasi gerekçelerle gerçekleştirilen gözaltı ve tutuklamalar önümüzdeki döneme ilişkin endişeleri daha da arttırmaktadır.  
 
12 Haziran Genel seçim sonuçları
 
12 Haziran seçimlerinde AKP’nin tek başına iktidar olarak çıkmış olması, kuşkusuz onun toplumun geniş kesimleri tarafından benimsenmiş, meşru bir parti olduğu anlamına gelmemektedir.
 
AKP, dokuz yıllık iktidarı boyunca ülkenin dinamik güçleriyle karşı karşıya gelmiş; Kürt sorunu, laisizm, çevre sorunu, kadın ve gençlik yığınlarının talepleri, işçilerin, emekçilerin istekleri, işsizlik ve yoksullukla mücadele gibi ülkenin başlıca sorunlarında bu kesimler karşılarında hep AKP’yi ve onun emrinde hareket eden güvenlik güçlerini bulmuştur. Geçtiğimiz 9 yıllık tutumuyla AKP, ülkenin en temel sorunlarını çözmek için adım atmak bir yana, yaşanan sorunların derinleşmesi ve yeniden üretilmesini sağlayan tehlikeli bir güç haline gelmiştir.
 
Türkiye gibi çok büyük sorunlarla karşı karşıya olan bir ülke ve Ortadoğu gibi, emperyalist müdahaleler ve bu müdahalelerin beslediği kargaşaların yaşandığı bir bölgede partilerin başarısını aldığı oyla, çıkardığı milletvekili sayısıyla ölçmek tek başına yeterli değildir. Aksine, eğer partiler bu sorunları çözecek güç ve dinamizme sahipse aldıkları oy bir güç olarak kendisini ortaya koyabilir. AKP’nin Türkiye’nin Kürt sorunu başta olmak üzere çözüm bekleyen temel sorunların demokratik biçimde çözümüne dair yapacakları bir şeyin olmadığı ortaya çıkmıştır.
 
Seçim sürecinde laik- anti laik ikileminin CHP tarafından gerilim alanı dışına çıkarılması olumlu olmuştur. CHP’nin özellikle Kürt sorununa ilişkin olumlu yaklaşımı toplumda Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için bir adım olarak değerlendirilmiştir.
 
12 Haziran seçiminde sandıktan çıkan tek umut verici sonuç, Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloku adaylarının, tüm engellemelere, baskı ve tehditlere rağmen seçimden başarı sayılabilecek bir güçle çıkmış olmasıdır. Ülke sorunlarının emek ve demokrasiden yana çözümünde ve AKP karşında gerçek bir ağırlık oluşturmayı başaracak tek somut güç, Türkiye’deki emek, demokrasi ve özgürlük güçleridir. Yapılması gereken emek ve demokrasi güçlerinin Türkiye’deki en geniş kesimleri bir araya getirmesi, emek mücadelesi ile demokrasi ve özgürlük mücadelesinin birleştirilerek güçlendirilmesidir.
 
12 Haziran seçimleri sonrası YSK ve mahkemelerin vermiş olduğu milletvekilliğinin düşürülmesi ve seçilenlerin meclis çalışmalarının dışında tutulması halkın iradesine ipotek koymadır.
 
Bugün Anayasa tartışmalarında AKP’nin Anayasasının demokrasi ve özgürlüklerle ilgisinin olmadığı açıktır. Yapılmak istenen anayasanın büyük ölçüde tamamlanmış olan yeni neoliberal serbest piyasa düzeninin Anayasal bir statüye kavuşturulmasından ibaret olacağı görülmelidir.
Buna karşı emekçilerin ve halkların hak ve özgürlük taleplerini içeren eşitlikçi özgürlükçü demokratik bir Anayasa bütün toplum kesimlerinin görüş ve önerileri doğrultusunda yapılması gerekmektedir.
 
Sendikal Süreç
 
Eğitim Sen 8. Olağan Genel Kurulu’nda, Türkiye’de ve dünyanın pek çok bölgesinde sendikal örgütlenme alanında benzer şekilde yaşanan sorunlar karşısında tutum geliştirmek ve Eğitim Sen’in mücadele hattına yön verecek sendikal politikaların belirlenmesini sağlamak ve önümüzdeki sürece yönelik politikalarımızı tabana dayanarak belirlemek amacıyla birtakım tüzük değişiklikleri yapılmıştır. Ancak yönetim kurulunun oluşmasında ve yapılan tüzük değişikliklerinin hazırlık tartışmalarında kapsayıcı ve bütünlüklü bir yaklaşım oluşturulamaması eksiklik olarak görülmelidir.
 
Önümüzdeki sürecin, eğitim ve bilim emekçilerinin en geniş kesimlerinin mücadeleye çekilmesinin daha ilerilere taşındığı, örgütlenme ve mücadele düzeyinin yükseldiği, sendikalarımızın güç ve itibar kazandığı, tabandaki emekçilerin inisiyatifinin güçlendiği bir süreç olması için hepimize önemli görev ve sorumluluk düşmektedir.      
 
Kadına yönelik şiddetin kırıma dönüştüğü, taciz ve tecavüzün giderek yaygınlaştığı, aile içi şiddet ve çocuk istismarına karşı hükümetin üzerine düşenleri yapmak yerine öğrencilerin etek boylarıyla uğraştığı; diğer taraftan kadınların esnek ve güvencesiz işlerde kayıt dışı istihdam edildiği bir dönemde sendikamızda kadın üyelerin güçlendirilmesi, karar süreçlerine etkin olarak katılmalarının sağlanması mücadele programı açısından vazgeçilmezdir.  
 
8. Olağan Kongremizde gerçekleştirilen tüzük değişikliklerinin amacı, elbette sadece örgütsel yapının genel istek ve beklentilere göre yeniden yapılandırılması değildir. Bunun yanında esas hedefimiz, tüm eğitim ve bilim emekçilerinin, her türlü güvenceden yoksun olarak çalışan eğitim emekçilerinin ve eğitim fakültesi öğrencilerinin en geniş kesimlerinin kendi talepleri etrafında mücadeleye çekildiği bir sendikal çizginin ve örgütsel yapısının oluşturulmasıdır.
 
Mevcut koşulların hesaba katılarak sendikal politikaların netleştirilmesi; sendikamız ile üye kitlemiz ve üye olmayanlar arasındaki ilişkilerin mümkün olduğunca doğrudan kurularak, Eğitim Sen’in ve sendikal çizgimizin ilke ve amaçlarımız doğrultusunda yenilenmesi ihtiyacı üzerinden tartışılması gereken tüzük değişikliklerinin, Eğitim Sen örgütlülüğü ve onun işyerlerindeki aynası olan tüm üyelerimizin katkısıyla çeşitli yönleriyle değerlendirilmelidir.
 
Sermayenin ve onun temsilcisi AKP’nin yıllardır uyguladığı emek düşmanı politikalar, bu politikalardan olumsuz etkilenen bütün kesimlerin taleplerinin ve mücadelesinin ortaklaştırılmasını kolaylaştırmaktadır. İnsanca yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması; güvenceli iş ve sosyal güvenlik hakkı; ücretsiz sağlık ve eğitim hizmeti; her türlü katılım paylarının kaldırılması; özelleştirme, esnek çalışma, taşeronlaştırmaya son verilmesi; bütçenin sermaye için değil halk için hazırlanması; örgütlenmenin ve grevli toplu sözleşme hakkının önündeki engellerin kaldırılması vb gibi talepler etrafında birleşmiş bir mücadelesinin geliştirilmesi için koşullar dikkate alınarak örgütlü mücadele bu gerçeklik üzerinden yürütülmelidir.
 
Önümüzdeki dönemde sendikamız üyesi ve yöneticilerine yönelik baskıların artacağı görülmektedir. AKP ileri demokrasisinin bu baskı ve yıldırma politikalarına yönelik sendikamız saldırıları geri püskürtecek bir eylem tarzı geliştirmelidir. Başkanlar Kurullarını baskıların yoğunlaştığı illerde yapmak bir yöntem olarak görülebilir.
 
 
TİS süreci
 
2011 yetki sürecinde iktidar yanlısı sarı sendikaların etik olmayan yöntemlerle üye sayılarını artırdıkları görülmektedir. Bütün bu olumsuzluğa rağmen KESK olarak TİS sürecinde sokağı da iyi kullanarak mücadeleyi yükseltmek gerekir.
 
Anayasa’ya da konulan TİS in nasıl yapılacağı belirsizliğini korumaktadır. Toplusözleşmenin teknik boyutları örgütümüzce irdelenerek bu duruma uygun bir tutum belitlenmelidir. Taleplerimizle ilgili işyerlerinin önerileri dikkate alınmalıdır. Bu öneriler doğrultusunda TİS taleplerimiz kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
 
KESK TİS sürecinde sonuna kadar görüşmeleri sürdürmelidir. Görüşmeler süresince sokağı aktif bir şekilde kitleselliği de organize ederek kullanmalıdır. Eylem ve etkinliklerde Kamu Emekçilerinin en geniş birlikteliğini sağlanmak için diğer konfederasyonlarla ortak kararlı eylemler yapabilmelidir. 
Öneriler
 
*      Eğitimin piyasa koşullarına bırakılmasına yönelik geliştirilen İKS benzeri girişimlere karşı örgütlü bir tutum sergilemek gerekir.
*      Yayınların içeriğinde kadın taleplerine daha çok yer verilmeli, kadın sorunlarının çözümü konusunda gerekli çalışmalar yapılmalı.
*      Zorunlu din derslerinin kaldırılmasına yönelik ve müfredatların bilimselliğine yönelik gerekli çalışmalar yapılmalı, eylem ve etkinlikler organize edilmeli.
*      Bölgesel hukuk bürolarının oluşturulması sağlanmalı.
*      Sendikal örgütsel dilin oluşturulması için gerekli eğitim çalışmalarının yapılması gerekir.
*      Eylül ayından itibaren yoğunlaştırılmış örgütlenme çalışmasının başlatılması ve bütçe ayrılması gerekir.
*      Genel kurullar sürecinin öne çekilmesi örgütlenme çalışması açısından önemlidir.
*      Şube paylarının artırılmasına dönük bir çalışmanın yapılması.
*      Web sitesinin güncelleştirilerek işlevsel hale getirilmesi.
*      Uzman öğretmenliğin kaldırılarak bütün öğretmenlerin aynı haklardan yararlanabilmesi için gerekli eylem ve etkinliklerin organize edilmesi.
*      Yazılı materyallerin ihtiyaca uygun ve yeterli sayıda dağıtımının yapılması gerekir.
*      Bütün eğitim emekçilerinin sorunlarına dönük bütünlüklü çalışmaların yapılması, özellikle hizmetli ve memurların sorunlarının gündemleştirilmesi gerekir.
*      Yüksek Öğretim Bürosunun daha işlevsel hale getirilmesi için çalışılmalıdır.
*      Tüm üniversite öğrencileri örgütlenme kapsamına alınmalıdır.
*      4/c’li çalışanlarla ilgili çalıştay, forum yapılması ve kadroya alınmaları için eylem ve etkinliklerin yapılmalıdır.
*      Yükseköğretim ve ÖSYM yapılandırmasına ilişkin alternatif öneriler hazırlanmalı ve kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
*      TİS taslağı hazırlanmalıdır.
*      1 Eylül Dünya Barış Günü’ne yönelik eylemlilikler hazırlanmalı,
*      Gözaltı, sürgün ve tutuklamalara karşı etkili eylemler yapılmalıdır

Lock full review www.8betting.co.uk 888 Bookmaker